vakt-i sefer

3/11/2006 - namaz

Kıyamınla kıyametini başlatıyorsun. Kalk ayağa. Kıbleye yönel. Tekbir
getir. "Allahuekber.." Ayağına takılan, yolunu kesen, emellerini yok eden,
hayallerini engelleyen ne varsa, hepsinden daha büyüktür O. Ayağına takılanı
kaldıracak inceliği, emellerini gerçekleştirecek şefkati, seni hayallerine
eriştirecek gücü O'nun büyüklüğünde bulacaksın. Bunu bilerek, teslim ol
Rabbine, kaygılarını ve korkularını rahmetinin kucağına bırak usulca. Kaldır
ellerini ve bir gün nasılsa huzurunda hareketsiz kalacak bu bedeni, bütün
hücreleriyle O'na teslim et. Ayağa kalk ve "buradayım ey Rabbim" de.
"Evinden kaçan kulun, yuvadan uçan kölen yine Sana geldi. Buradayım! Geldim!
Huzurundayım!"
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/10/2006 - Kimselere diyemedim...

Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabbim.

 

Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum. Vakit girince, içim cız etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, az sonra kılsam da olur! dedim. Az sonralarım çok sonralara döndü, geç kaldım, geç kalmaktan utanmadım. Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırap ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi Senin. Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler Senin.

Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin zamanı çok gördüm. Benden istediğini, benim için istediğini bile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekatlarını; kısaltmak için bahaneler aradım. Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. Beni bana bırak!larla durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.

İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi işime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım. Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim.

İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, emrolunduğum gibi dosdoğru olmanın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. Sırası değil!di; hele dur; sonra da olur!du. En Sevgilini bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım.

Sen dileseydin, çocuğumun cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakım odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin.

İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır işte. Fısıldaması bile acı veriyor ya Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taşlar gibi kestikçe, bitmez şimdi bu namaz! dediğim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı.

Bir Sen duydun beni ey Rabbim. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun.

İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı Aradan çıkarmaya çalıştığım oldu namazı. Geçiştirdim namazı. Bir sorundu çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım Yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim.

Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine yine yine huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı. Her rükûda aferinler fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu. Yüzüme vurmadın. Azarlamadın. Aşağılamadın. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadın. Utandırmadın.

Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabbim. Kimselere söylemedin. Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam. Ben işte böyleyim; yine bana aitlerin hesabındayım. Başka kime söyleyeyim? Başka kimin anlayışından medet umayım?

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/10/2006 - dua

Cami kapısından geçerken ezanın okunduğunu duyan şoför, geriye dönüp patronundan izin ister:

" Beyefendi izin verseniz de ezan okunmuşken şuracıkta namazımı kılıversem de devam etsek? " der.

Patron, pek de memnun olmazsa da izin verir. Şoför camiye girer, patron da arabanın içinde bekler. Ancak cemaat namazını kılıp çıktığı halde şoför çıkmayınca canı sıkılan patron, arabadan inip caminin avlusuna dalar, pencere camına abanarak ta içeriye bakar ki, şoför ellerini açmış duâya devam ediyor. Camı tıklatarak seslenir:
" Herkes çıktı ne duruyorsun, sen de çıksana!"

Cevap ibretli:
-Bırakmıyor!

-Kim bırakmıyor?

-Seni içeriye bırakmayan!..

Bir düşüncedir alır patronu.

-Seni içeriye bırakmayan!..

Hemen orada abdestini alır camiye girer ve yanına vardığı şoföre seslenir:

- İşte, der beni de bıraktı içeriye!

Yaşlı gözlerle bakan şoför söylenir:

- Elbette bırakır, der. Deminden beri boşuna mı gözyaşlarıyla dua ediyorum sanıyorsun. Senin dışarıda kalmana gönlüm bir türlü razı olmadı, ellerimi açıp içeriye alınman için duâ ettim. Şükürler olsun ki, Rabbim kabul etti duâmı da içeriye aldı, dışarıda bırakmadı.

İşte burada birazcık duruyor ve diyorum ki:

"Şükürler olsun Rabbimize ki, bizleri de dışarıda bırakmamış içeriye kabul edilmişiz. Bunun farkına varmalı, bu nimetin şükrü edâ edilmeli, himmet ve hizmette asla ihmal ve gerileme olmamalıdır. Yoksa nimet şükür görmezse gider. Bu defa da şükredenler alınır içeriye, etmeyenler kalır dışarıda!..."

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/10/2006 - Erkek ve Ev İşleri

Hanımın biri:
"Ev işlerini yapmaya madem hukuken mecbur değilim, öyle ise dinimin bana tanıdığı bu hakkımı kullanıyor, artık ev işlerini yapmaktan vazgeçiyorum, diyerek beyine kıymetini bildirecek bir ders vermek ister."

Bey boynunu büküp yalvarırsa da dinlemez:
"Ben dinimin bana tanıdığı (hukuki) hakkımı kullanmak istiyorum, diye diretir. "

Bunun üzerine bey de mecburen razı olarak şöyle cevap verir:
"Madem öyle, sen de şu orta odayı boşalt da ben de dinimin bana tanıdığı hakkımı kullanıp ikinci hanımı getireyim, senin yapmadığın hizmetleri o yapsın bari!.. "

Hanımın buna cevabı tek cümleden ibaret olur.
"Sen de hiç şakadan anlamıyorsun! Ev işlerini bırakıp da bunca sevaptan mahrum kalmak ister miyim hiç? "


iMAM GAZALİ

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/10/2006 - AYN-ŞIN-KAF

Bu gece yıldızları saymadım senin için. Uykusuzları saydım; sevdasından, derdinden, dermanından yada bilemediğim türlü imtihanından dolayı gözlerini kapatamayanları saydım bu gece. Etrafında pervanelerin seyr-ü seferini gördüğüm ne kadar şule-feşan varsa, sana yaktım. Zordu inan, tüm ışıklarını söndürmüşken bana; debdebesiyle tir tir titrediğim ateşler yakmak sana.

Bu imkansızlık hüznünün dehlizlerinde kaybolarak, içimdeki bitimsiz korkuyla bağırarak dökmüyorum sahipsiz benliğimi Yaradana. Hafî bir zincirle düğümlüyorum dilimi. Çözülürse yanacağım sanki, eriyecek ve biteceksin sen de, taşıdığım can gibi.


Haliyle sakinleşmiş, kâl ehlince vazgeçmiş lakin hâl ehlince sabr-ı sukûna ermiş bir aşığın gördüğüdür gözlerim. Şimdi, ne bilecek bakıp da görmeyen ehl-i kibir, sevgilinin gamzesiyle gam/zede aşığın halini.

Sevgili katında yaş tüketmek demek, demirden havanlarda sabırdan nehir kenarlarında dövülmek, yumuşamak ve dahi temizlenmek demek. Her gündoğumunda Yusuf'u kaybedip ve her gün batımında yeniden bulmak lakin ne feryad edip ağlamak ne de sevinçten çılgına dönmek demek. O belde-i mukaddeste bulunmak demek, her çark edişinde yalan dünyanın, asude bir meşk-i hayale dalıp; ruhu bedenden ayırmak, seyreylemek hikmet deryasına çağlayan nehirleri ve dahi kaybolmak sularında ama asla boğulmamak demek.

Ahir zaman aşkları!
Yaşadıklarını üç harften ibaret görenler, çözemezler gizini. Bilmezler ki ayn'ın içi Cennet, şîn'in içi Cehennem ve kaf'ın içi de Âraftır. Cennete gönüllü sürgün, metrelerce kuyrukla girenler, sıra aşkın Cehennemine geldiğinde koşarak kaçarlar. Lutuf penceresini açamadan yola koyulurlar.

Ve Araf.
Ah araf! Ah kaf dağının gizi ve Zümrüd-ü Ankanın varisi. Ne tatlı dil, ne
sert bakış. Ne gerçek ne yalan. Ne var ne yok. Âraf gözlerin gibi, benim
Ârafım senin adın!!!

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı


<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bağıntılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta
Arkadaşlarım

Son Yazılarım

namaz
Kimselere diyemedim...
dua
Erkek ve Ev İşleri
AYN-ŞIN-KAF
AHDE VEFA

Kategorilerim

Linkler

Arkadaşlarım

aslihanyildirim
merzbanulafak
silairahim
serdarbaydar
djazemimm87

Başlık buraya

Yazı buraya